Gel, yaklaş, otur biraz istersen,
dinlen yaşlı meşenin koyu gölgesinde.
Kaygılarını bırak geride,
düşüncelerin bulsun aradığını içeride.
Ocak sıcak, ateş usul usul yanmakta;
çaydanlık üstünde;
eski masalları mırıldanır tatlı, sakin ve yumuşak bir dilde.
Bir bardak çay,
paylaşılacak birkaç hikâye var burada;
ve cevabını bekleyen bir de bilmece.
Ve bilirsin;
her hikâye,
başlar adım atmaya cesaret edenle.
Ah, “Kimim ben?”
İnsanlık kadar eski, her çağda sorulmuş bir bilmece.
Ve şimdi, kısa bir yanıt mı bekliyorsunuz?
Bu biraz zor işte!
Bırakın hikâye dallansın, budaklansın, bulsun kendi yolunu,
rüzgârlar essin, harfleri sözcükleri dizsin bir ezgiyle..
Belki cevabı buluruz, bir başka bilmecenin izinde
zamanı gelince..
İşte o kadim ezgide seslenirler bana nice nice isimlerle:
Kimi “Çayır Gezgini” der,
kimi “unutulmuş patikaların iz sürücüsü.”
Bazen “neşeli bir aylak” diye fısıldanır adım,
ya da “düşlerde gezen bir hayalperest” derler gizlice..
Ve bilirim,
Bu adları ilk ben taşımadım,
son da ben olmayacağım;
ama anılırsam da bu adlarla
taşırım onları zarafetle, onurla.. :)
Çünkü attığım her adımda
uyandırırım patikaların eski şarkısını bir kez daha..
🌙 Naçizane Fikrim
Eğer sorarsanız, naçizane fikrim şudur:
Ne tamamen kaybolmuşum, ne de tümüyle bulunmuş.
Bir yanım bu dünyada, bir yanım gezer düşlerde..
Bir elim göğe uzanır, gökyüzüne,
diğeri iner toprağa, yaşlı köklerin derinliğine.
Bazen de yürürüm sebepsiz,
yalnızca içimden geldiği için, öylesine..
Mırıldanırım şarkımı çayırların ve ağaçların kalbine;
sessizce serperim
bulutların gezgin ruhlarına, uyuyan dağların düşlerine.
Belki de bir izim kalır bu topraklarda,
ya da rüzgârın kumlarda bıraktığı
ayak izi gibi silinip giderim sessizce..
Sonsuz değilim sonuçta.
Belki de gerçekten neşeli bir aylağım, sırf bu nedenle işte! 🌱
Unutulmuş Patikalar
Ne yaptığımı sorarsanız, anlatayım size şöyle:
Yürürüm; haritaların çoktan unuttuğu,
zamanın sisine gömülmüş patikalarda.
Bazen bulurum kendimi çayırların gölgesinde
bazen de dinlenirim pınarların serinliğinde.
Seçerim o yolları;
yaban çiçeklerinin sır sakladığı,
gölgelerin düşlerle sessizce konuştuğu geçitleri.
Attığım her adımda uyanır kadim bir ezgi;
sisli tepelerin ardında yükselir,
rüzgâr taşır kulaklarıma
yüzyıllarca saklanmış gizleri.
Kadim zeytin ağaçları,
köklerinde bin yılın sırlarını taşır.
görkemli meşeler,
dallarından efsaneleri zamana karşı fısıldar.
Her kovukta mühürlü bir sır,
her yaprakta sessizce korunan bir iz vardır.
Ve her gizli köşe barındırır bir masal;
bir vakit söylenmiş, unutulmuş çoktan.
Ve dinlerim sessizce,
küçük şeylerin hikâyelerini,
kadim mucizeleri;
kimi sabah sisinde saklanır,
kimi gecenin gölgesinde kaybolur usulca.
Şafağın Sırrı
Günün ilk ışığıyla başlasın o halde yeni bir hikâye:
Çayırlar uyanır beyaz bir sisle,
gece boyu dans eden perilerin sırrı
hâlâ çiçeklerin üzerinde..
Yalnızca meraklı kalpler ve dikkatli gözler
bulabilir o belli belirsiz izleri sabah çiyiyle..
Kaybolmadan önce yakından bir bak istersen iyice,
belki rastlarsın işaretlerine sen de..
Ve her yeni günde yeni bir bilmece belirir;
gün ışığı parladıkça, sessizlikle kayıp gider öylece..
Öğle Işığı
Güneş aylakça oyalanırken gökyüzünde,
ışığı yaprakların arasından süzülür.
Gölgeler dans eder rüzgârın dokunuşuyla.
Ben ise o küçücük parıltının izini sürerim;
bir yaban çiçeğinin tacında
ya da bir yaprak üzerinde dinlenen
yusufçuğun altın kanadında.
Ve kameramla durdurmaya çalışırım zamanı
nefes almadan, kıpırdamadan, sessizce.
Gecenin yüzü..
Geceleri ise bir başkadır çayırlar..
Sessizliğin içinde bazen duyulur uzaktan homurtular.
Ve bil ki dostum, o gece işittiğim o sesler
ne düşten, ne de bir masaldan;
gündüz kadar gerçektir
silinmez izi hiç hafızadan.. 😄
Tilki & Kirpi
Bazen bir tilki süzülür çayırın derinliklerinden;
kuyruğu bir an görünür, sonra kaybolur;
gözlerin yetişebilirse, görebilirsin belki
ama her zaman hep aceleci..
Bazen de susamış bir kirpi uyanır uykusundan,
ağır adımlarla ilerler,
sonra o da kaybolur kadife gecede,
ve silinir tüm izler solan ışıkla birlikte.
Ay & Sessizlik
Eğer ay o gece utangaçsa,
inmem vadinin içine.
Kenarından sessizce süzülür
karanlığın ahengini bozmam bile bile..
Çünkü bilirim: Gece onlara aittir,
ben ise yalnızca bir gölge;
yıldızların altında sessizce süzülen bir yolcu..
Yıldızlar & Düşler
Bazen de yol kenarındaki bir taşın üstüne oturur,
yıldızları fotoğraflar, sonra dalarım düşlere sessizce.
Aylaklık bu ya işte!
Ve sorarım sonra;
Kimiz biz? Niye varız?
Bizi neler bekler
Samanyolu’nun ötesinde? diye..
Sormaktan korkmam, öğrenmekten usanamam;
cevap değil, cesarettir
yakıp yaşatan ışığı yeniden.
Tuhaf Hazineler
Peki, ne toplarım ben?
Gezerken bulduklarımı...
Tuhaf şeyler ve onlardan da tuhaf hikâyeleri.
Bazen dikenli bir çalı konuşur benimle,
bazen bir kuş şarkı söyler kendi dilinde,
ve bazen rüzgâr taşır düşleri
nazikçe bağlar kelimelere..
Çıkar önüme bazen mavi, serin bir taş.
Derler ki çok eskiden, Karadağ’ın tepesinde
yaşarmış bir ejderha.
Alevi toprağın derinliğine sinmiş,
külleri ise dönüşmüş bu taşlara..
Şimdi sessizdir.
Ama unutulmuş değil;
beklemede sadece..
Gerisi mi?
Bir başka hikâyede...
Sırlar & Tohumlar
Yoluma çıkan her yaban çiçeğinden
bir sır toplarım, anlatmak isterse eğer.
Kimi rüzgârla gider, kimi benimle kalır;
ve nazikçe düşer not defterimin sayfalarına.
Bazen bulurum zeytin dalları arasında
saklanmış boş bir yuva;
bazen de fırtınanın düşürdüğüyle
geceden kalma, yerde.
Çantam geniştir; ama sığmazsa eğer,
bulduklarımı koyarım ceplere, birer birer.
Lavanta sabunu, yumuşak ve tatlı,
bir avuç toprak, bir dal, bir palamut saklı.
Ve bazen ceplerimin içinden çıkar,
solmuş bir zeytin yaprağı;
geçmiş yıllardan bir anı, hâlâ saklar sırlarını.
Bazen de gökten süzülür bir tüy;
siyah beyaz, benekli, hafifçe eğri.
Uzaktan da duyulur ritmik bir ezgi..
Ve bilirim ben de
Bir ağaçkakan meşguldür
yaşlı meşenin tepesinde,
ya da yüksek okaliptüsün gövdesinde
yuvasını kurmakla gizliden gizliye..
Ve bazen usulca filizlenir bir meşe palamudu;
bir ağacın dibinde beliriverir sessizce.
Peki ama niye, dersen?
Ben de hep sorarım işte. :)
Cevabı mı? Gel yaklaş…
dinle benden:
Oyunbaz sincaplar, kurnaz alakargalar
saklarlar tohumları gizlice.
Kışa hazırlık, ince bir plan—
ama bazısı unutulur, kalır geride.
Eh, yaban hayatı bu!
Ve unutulan her tohum
iner toprağın derinliğine.
Yalnızca kış için değil,
baharın şarkısı içindir bir de.
Günler kısalır, mevsimler döner,
yağmurlar iner, bulutlar fısıldar:
“Zamanı geldi,” diye.
Ve işte tam o anda, sessizlikte,
usulca belirir küçük bir meşe. 🌱
Kıyı & Pusula
Kimi zaman açarım yelkenleri yeni hikâyelere;
lodos sürükler kıyıya tahtaları binbir şekille.
Zaman, tuz ve dalgalar...
En eski ustalar,
taşları bile oymuşlar.
Ortası delik, halkası yıllarla aşınmış bir taş,
sanki gizli bir geçit açar görünmeyen diyarlara.
Kaldırırım, denize doğru bakarım içinden;
belki bir peri belirir bana,
belki gümüş saçlı bir denizkızı şarkı söyler,
ya da bir anlığına gözlerime düşer
derin denizlerin tahtında oturan
kayıp bir kralın gölgesi.
Ve kıyının ellerinde kalanlar:
kabuklar, yosunlar, incecik varlıklar.
Her biri bir bilmece, bir iz, bir masal.
Toplarım hepsini; bırakmam ardımda,
sırlarını taşırım, saklarım hafızamda.
Denizin yumuşak şarkısı, dantel gibi işlenir
defterimin sayfalarına,
ve usulca bulur yerini.
Çanta & Defter
Çantamda Neler mi Var?
Ah, neler yok ki bu sır dolu dehlizde!
Haritam yok yalnızca; onu söyleyeyim öncelikle. :)
Lavanta, kekik, biberiye, defne:
Her biri başka bir büyünün emaneti.
Lavanta korur düşleri,
kekik fısıldar cesareti,
biberiye hafızanın kapısını aralar,
defne ise ozanların kalemine ışık olur.
Cam şişede kelebek kanadı:
Perilerin unuttuğu yarım bir şarkı.
Kanat çırparsa bir gün,
tamamlanır belki de
yarım kalmış bir masal,
uyanır uykudaki bir hayal.
Meşe mürekkebi & alakarganın tüy kalemi:
Yaşlı bir meşenin anılarından
süzülür tek bir damla mürekkep,
bekler
alakarganın tüyünden yapılmış
divit kalemin ucunda.
Bir ozan nefes verdiğinde,
tarih efsaneye dönüşür,
efsane de zamanla mite.
Taş pusula:
Bir denizcinin yadigârı, ama kuzeyi göstermez.
Gösterdiği tek şey: Kalbin arzusu.
Ay ışığında kaldırırsan,
asla kaybolmazsın; daima bulursun
yeni yollar, yeni hikâyeler.
Bir meşe palamudu:
Küçük gövdesinde saklar koskoca bir ormanı;
belki unutulacak, belki filizlenecek.
Ama yanımda taşıdıkça
geleceğin şarkısını fısıldar bana sessizce.
Mevsimlerin bıraktıkları:
Günler döner, aylar geçer, mevsimler değişir;
her biri bir sır bırakır ardında.
Ben de toplar, inci taneleri gibi dizerim çantama.
Bir not defteri:
Sayfalarının arasında saklar
kurumuş papatyalar, solmuş yapraklar;
yarısı hatırlanan, yarısı unutulmuş tarifler,
iksirler, bilmeceler; gizli oyunlar.
Ve kimi geceler, mürekkep lekelerinin arasında
beliren bir gölge çıkar;
belki benim, belki eski çağlardan bir ozanın.
Elinde bir tüy kalemle
süzülür rüyanın derinliğinde,
uyandırır nazikçe unutulmuş bir şarkıyı.
Sayfa kenarlarına serpilmiş yıldız tozları,
satırlarda iz bırakmış eski düşler.
Ve kıvrımlarında gizli semboller,
sanki başka diyarlara açılan
sessiz geçitler.
Kapanış
Zamanı geldiğinde ise anlatırım
sizlere; topladıklarımı,
bildiklerimi,
yol boyunca öğrendiklerimi.
Ama önce gösteririm size:
şarkı söyleyen yaprakları,
dikenler arasında açan utangaç çiçeği,
nefes alan yağmuru, sessiz baharı,
tarladan tarlaya dolaşan güneşi,
gece rüzgârının ördüğü düşleri.
Unutmam; bütün bunları söylerim
yalnızca bekleyenlere,
duymak isteyenlere,
ve küçük şeylerin izini sürenlere;
dilim döndüğünce, düşler yol gösterdikçe.
İşte, topladığım bu sessiz hazinelerle
bir bilmece daha çözülür;
çayırlarda aralanır yeni bir kapı,
ve yeni bir masal başlar tekrar,
düşler içinde. 🌙
Birisi harita mı dedi?
Tamam tamam!
Karışmasın yollar, şaşmasın adımlar.
İşte size bir harita. :)
Ya da hayır, yine de harita demeyelim. :)
Belki de bir pusula sadece.
Kuzeyi göstermiyor;
ama öğütlüyor yavaşlamayı bize.
Burada yollar çizgilerle değil, masallarla açılır.
Her köşe yeni bir sır,
her sayfa yeni bir düş saklar.
Ve sen, istersen Dükkan’a,
istersen Atölye’ye,
istersen Second Breakfast’a uğra.
Tüm kapıları, yolları görmek için ise
başlangıç sayfasına tıkla. 🌿
Ya da istersen, yalnızca burada kal bir süre;
çünkü bilirsin: bazı şeyler gelmez aceleyle.
Ve bazı hikâyeler, tıpkı gece açan çiçekler gibi
yalnızca usul usul fısıldandığında duyulur dinleyene. 🌙🌿
Bir gün tekrar uğrarsan bu diyara,
kapı yarı aralık bekler gecikmiş adımları,
geceye karışmış yolcuları,
başka hikâyeleri ve başka gezginleri.
Masal değişmez;
ama her yeni gelene eklenir bir sayfa daha.
Ateş usulca yanar, ısıtır yine de geceyi.
Ve çaydanlık fısıldar son ezgisini
gecenin derin sessizliğine. 🌙
Ve belki de bulursun beni loş lambanın altında;
sıcak bir çay elimde, defterim önümde açık,
ve hep okumak istediğim o kitabı
yazarken sessizce..
❓ Son Bilmece
Eğer gerçekten bilmek istersen adımı,
dikkatlice dinle öyleyse:
Ormanın derinlerinde saklı bir pınar,
çınarın gölgesinde hafifçe şarkısını söyler.
Yalnızca sakin yüreklerin duyabileceği sırları
adıyla birlikte fısıldar.
Eh, işte en basit bilmece de buydu!
Biraz sırlarla, biraz da sözlerle örülü. 🌙
Cevabı bulduysan yaz ve “merhaba” de;
ve istersen sen de sor bana bir bilmece. 🍃🙋♀️
Görüşmek üzere.
Çayırlardan haber almak
ya da yalnızca “ben de buradayım” demek istersen,
bir mektup bırak rüzgârın uğradığı bir köşeye.
Today | Closed |
Telif Hakkı © 2025 Meadow Wanderer - Tüm Hakları Saklıdır./ All rights reserved