Her fotoğraf, her küçük not, bu günlerden geriye kalan sessiz bir kayıttır.
Yavaşlayan, kendi ritmini bulan bir sonbahar zamanı.

Toprağın üzerinde ince bir serinlik dolaşıyor. Sabah ayazı geri döndü, uzun zamandır beklenen o tanıdık hava.
Sonbaharın ilk günleri…
Kuşburnu ve yabani böğürtlen, patikalarda kızıl alıç.
Dağlar çiğdem, yabani sümbül ve siklamenle uyanıyor.
Çayırlarda yazdan kalma kuru otlar hâlâ duruyor; bazıları çoktan cam fanuslarda yerini bulmuş.
Güneş ısıtmayı sürdürüyor, ama yaprakların rengi dönmeye başladı.
Zeytinler olgunluğun eşiğinde, hasat vakti yaklaşıyor.
Rüzgâr ara sıra serinliyor, yaklaşan kışı fısıldıyor.
Toprak kuru, ama derinlerde bekleyen bir şey var sanki.
Bu günlerde kuş sesleri çoğaldı.
Belki yolculuk zamanı gelmiştir, kim bilir.
Sabah artık biraz daha geç düşüyor.
Eski taş duvarın dibinde biberiye hâlâ çiçekte.
Mevsimin yabani çiçekleri başka sayfalarda sessizce bekliyor.
Kurutulmuş otlar, küçük dallar, patikalardan kalma izler, Nadire Kabineleri’nde cam kavanozlarda adlarını anmadan duruyor.
Bir mevsim daha bahçenin defterine işlendi. Sessizce, ağır ağır, toprağa düşen bir yaprak gibi.

✦ Sonbahar Sümbülü
Autumn Squill
✦ Güz Safranı
Autumn Saffron
✦ Yabani Siklamen
Wild Cyclamen
Bu mevsimde karşılaşılan yaban çiçeklerinin izleri,
Wild Flowers of Türkiye sayfasında sürüyor.

Sonbaharın ortalarına yaklaşırken
ritim yavaşlıyor.
İşler kendi şeklini buluyor
ve ekimde zeytinler olgunlaşıyor.
Sofralık olanlar dikkatle seçiliyor,
avuçlarda hafif bir zeytin kokusu kalıyor.
Kasım, sessiz hazırlıklarla geçiyor.
Dağlarda çam mantarı ve kanlıca arayışımız
bu günlere denk geliyor;
sepete düşen her mantar
mevsime küçük bir hikâye ekliyor.
Ve sonra,
bizim evde de
yavaş bir sabah başlıyor.
Masadaki ekmek dilimi,
tereyağında ısıtılmış üzümlerin
mor altın parıltısıyla süsleniyor.
Sade,
ama tam bir sonbahar sabahı gibi.
Daha fazla not, tarif
ve sofraya uzanan hikâye için
Second Breakfast sayfası burada devam ediyor.

Atölyede hava daha yavaş akar.
Kavanozlar raflarda durur,
kapaklar usulca açılır kapanır.
Yağlar bekler,
karışımlar acele etmez.
Sonbaharda
sabunlar soğuk yöntemle yapılır.
Zeytinyağı ağırdır,
eller alışkındır.
Kil renkleri tezgâha yayılır;
kırmızı, yeşil, pembe
ve aralarında kalan tonlar.
Bazı günler
küçük sabunlar ortaya çıkar.
Yüz için olanlar daha sade,
mutfak için olanlar daha dayanıklıdır.
Karışımlar hazırlanırken
ısıya bakılır,
zaman tutulur.
Kalıplar dolarken
sessizlik korunur.
Kuruma süreci
kendi hâline bırakılır.
Zamanla
dokular değişir.
Aynı tarif
başka bir yüzle döner.
Atölye,
sonbaharda
böyle çalışır.

İnsanın mevsimlerle arası iyiyse,
aylaklığın tadı bambaşka olur.
Sonbaharda
anlar müzikle hafifçe renklenir.
Yoldan toplanmış küçük hikâyeler,
akşamüstüne yakışan bir film,
rafın sessizliğinden çekip alınan bir kitap
bu günlerin doğal eşlikçileridir.
Hiçbiri acele istemez.
Aylaklık bu mevsimde sade yaşanır.
Bir mum yakılır,
pencere önünde sıcak bir şey durur.
Hafif bir caz,
odanın sessizliğine karışır.
Bazen birkaç satır yazılır,
bazen sayfada küçük bir çizim kalır.
Bu sakin anlar,
güne karışmadan önce
usulca kayda geçer.
Bu kısa duraklamalar
günü fark edilmeden şekillendirir.
Yavaş bir nefes gibi,
sıcak bir fincan gibi.
Hiçbir şey istemeyen,
ama ardında
hafif bir iz bırakan küçük uğraşlar.
Sonbahar böyle ilerler işte..
✧ Filmler
• The Guernsey Literary and Potato Peel Pie Society (2018)
• Julie & Julia (2009)
• About Time (2013)
✧ Müzikler
Oscar Peterson – Tea for Two
Agnes Obel – Under Giant Trees
Howard Shore – Bag End
Calm Jazzzz – Spotify’da dinlemek için tıklayın.
✧ Kitaplar
Eski Meşealtı Kitap Okurları Cemiyeti’nin gölgesinde bir araya gelen
bu sessiz cemiyetin seçtiği kitaplar,
kısa notlar ve eşlik eden fotoğraflarla aşağıda seni bekliyor.

Bu sezonun ritmi böyle akar.
Masalar toplanır.
Hikâyeler yerlerine çekilir.
Kış yakındadır.

















Bu ara A Parisian Cabinet of Curiosities – Deyrolle içinde dolaşıyorum;
sessiz, merak dolu, ince ayrıntılarla parlayan bir hazine gibi.

Ve resimli kitaplara olan sevgim beni yine çocuk edebiyatına götürdü:
Beatrice Alemagna’dan
Hiçbir Şey Yapmama Günü
(On a Magical Do-Nothing Day / Un Grand

Ve Nicola Killen’dan
Olli’s Lost Kitten.
İkisi de sıcak, yumuşak ve keyifli bir aylaklık taşıyor… Tam da olması gerektiği gibi. :)
Ve bir gün şu sorunun peşine düşmek isterim:
“Neden çocuk kitapları okumalıyız?”
Kendi sessiz yolunu hak eden bir soru bu. 🌿✨
Meadow Wanderer
Dikili, İzmir, Türkiye
© 2023–2025 Meadow Wanderer
ALL TEXTS AND ARTWORK ARE PROTECTED. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
TR
Burada size daha iyi bir deneyim sunabilmek için yalnızca temel çerezleri kullanıyoruz. Daha fazla bilgi için Çerez Politikamıza göz atabilirsiniz.
EN
We only use essential cookies to make your experience here smoother. For more details, you can check our Cookie Policy.